Showing posts with label golden globe. Show all posts
Showing posts with label golden globe. Show all posts

In Alicia Vikander Danish Girl eddie redmayne fashion golden globe It Girl Louis Vouitton Michael Fassbender Moda Nicolas Ghesquiere oscar red carpet SAG Vogue

IT GIRL: Alicia Vikander

İt girl serimize son dönemin en popüler isimlerinden Alicia Vikander ile devam ediyoruz. Bu sezon hem filmleriyle hem de Michael Fassbender ile olan ilişkisiyle gündemde olan Alicia Vikander'i sizlere daha yakından tanıtalım istedik. 9 yaşından beri bale eğitimi alan Alicia, 15 yaşındayken New York'ta Amerikan Balesinde de bir dönem yer almış. Daha sonra bale tutkusunun yerini oyunculuk tutkusu almış ve Alicia için de yeni bir sayfa açılmış oldu.


27 yaşındaki İsveç'li akrist uluslararası piyasaya 2012'deki Anna Kararina uyarlaması ve Oscar'da da adaylığı olan "A Royal Affair" filmleriyle girdi. Ama adından söz ettirdiği yapım bu sezonun en çok merakla beklenen filmi olan ve Oscar da dahil bütün büyük ödüllerde adaylıkları olan Danish Girl oldu.


Eddie Redmayne ile başrolü paylaştığı ve ilk kez cinsiyet değiştirme ameliyatı geçiren Lili Elbe'nin hayatından esinlenen filmdeki Gerda Wegener rölüyle Oscar, Bafta, SAG ve Golden Globe adaylıkları kazandı. Tabi sadece Danish Girl'den bahsedersek haksızlık etmiş oluruz. Çünkü bu yıl Alicia Vikander'in bir başka adaylığı daha var. O da Ex Machina filmindeki rolüyle kazandığı Golden Globe ve Bafta adaylıkları. Aynı zamanda Bafta'da aldığı parlayan yıldız ödülünü de ekleyelim.


Alicia Vikander'in kariyerine ara verip onun yükselişinde ve it girl olmasındaki diğer etkilere bakalım. İlk olarak Nicolas Ghesquiere ile farklı bir görünüme kavuşan Louis Vuitton'un ilham perisi olmasından bahsedelim. Series 3 ile 2015 Sonbahar/Kış kampanyasının yüzü olan Vikander, son 2 defilenin onur konuğu oldu. Kırmızı halıda da Golden Globe'da olduğu gibi Alicia Vikander tercihini Louis Vuitton'dan yana kullanıyor.


Alicia'nın gündemde olmasının bir diğer sebebiyse ünlü aktör Michael Fassbender ile bir dargın bir barışık ilerlediği ilişkisi. En son ayrı olduklarını düşündüğümüz çift golden Globe ödül törenine de ayrı ayrı gelmiş, çıkışındaysa el ele yakalanmışlardı. Biz ikisini çift olarak birbirlerine çok yakıştırdık. Bizce ayrılmadan yollarına devam etsinler.


Gelecek projelerinden bahsedecek olursak, şu anda Bourne'ün devam filminde Matt Damon'la birlikte kamera karşısına geçtiğini söyleyelim.




Read More

Share Tweet Pin It +1

0 Comments

In amanda seyfried anne hathaway eddie redmayne golden globe helena bonham carter hugh jackman les misérables oscars russel crowe

LES MISERABLES

YILIN EN ÇARPICI MÜZİKALİ... SEFİLLER

Sefiller dendiğinde aklımıza ilk gelen lise yıllarında zorla okutulmuş acıklı olayların bir türlü son bulmadığı trajik bir roman geliyor ancak bugün "Sefiller" dendiğinde aklımıza direkt Oscar ve Altın Küre ödüllerini kucaklamış, muhteşem bir kadronun (Hugh Jackman, Russell Crowe, Anne Hathaway, Amanda Seyfried, Eddie Redmayne, Helena Bonhem Carter...) ve şaşırak keşfettiğimiz birçok ünlünün muhteşem sesleri geliyor. Sefiller, aynı kişilerin başına imkansıza yakın trajik olayları konu eden ancak sürekleyici, duygusal ve gerçekten aldığı tüm ödülleri hak eden unutulmaz bir müzikale dönüşmüş. Bazilarının fazla ağır bulduğu filmde biz başka şeyler gördük aslında cünkü kitapla film hicbir zaman aynı olamaz diyenleri tamamen yanıltan bir film olmuş Les Misérables Victor Hugo ne vermek istemişse kitabıyla film bize o mesajı fazlasıyla veriyor. Gelelim oyuncu performanslarına ve nasıl çalıştıklarına...



OYUNCULARA GELECEK OLURSAK

Hugh Jackman, bu yıl ödül törenlerinin hepsine aday olarak katılsa da maalesef heykelcikleri kaldıramadı. (Golden Globes'da müzikal kategorisi haricinde) Ancak buna rağmen filmin açılış sahnesinden sonuna kadar gerçekten insanın içine işleyen bir performans sergiliyor. Bizce ondan daha iyi bir Jean Valjean olamazdı. Bu arada şunu da söyleyelim ki bütün oyuncular şarkıları canlı söylüyor yani çekimler yapılırken.



Anne Hathaway ise Hugh Jackman kadar şanssiz değil ve neredeyse 15 dakikalık performans ve "I Dreamed a Dream" şarkısyla Oscar da dahil olmak üzere yardımcı kadın kategorisindeki bütün ödülleri topladı. Her ne kadar filmi izledikten sonra gerçekten Anne Hathaway nerede diye düşünmek zorunda kalsanız da bu role hazırlanmak için fazlasıyla emek verdi kendisi. Upuzun saçlarından vazgeçmesi de cabası.



Gelelim bizim icin en önemli isme tabi ki de Eddie Redmayne kendisini ilk olarak Burberry reklamlarında tanımış olsak da film sektörüne aslında ne kadar iyi adapte olduğunu bu filmle herkese göstermiş oldu. Eddie Fransa'daki kırmızı cumhuriyet için arkadaşlarıyla mücadele veren ve barikatların arkasında direnen bir genci oynamakta ve tabi ki Cosette'in de biricik aşkı. Filmde Eddie hem sesiyle hemde arkadaşlarıyla verdiği mücadele sahnelerinde oldukça başarılı. Hatta filmin en etkileyici sahnelerinden biri hep birlikte barikatları kurdukları ve "Do You Hear the People Sing?" şarkısını söyledikleri sahne.



Cosette karakterine gelecek olursak bu rolde de Amanda Seyfried'ın fazlasıyla iyi performansını görüyoruz. Filmin ikinci bölümde  Cosette'in büyümüş hali olarak karşımıza çıkan Amanda gerçekten güzelliğiyle ve sesiyle büyülüyor. En azından şunu söyleyebiliriz ki filmde kendisinin Anne Hathaway'dan daha fazla sahnesi var. Cosette demişken filmdeki küçük oyunculardan da bahsedelim dedik hem Cosette'in küçüklüğünü hem de Gavroche'u oynayan iki minik de inanılmaz tatlı.




Ve son olarak sıra geldi Javert'e. Russell Crowe tüm sertliği ve karizmasıyla gerçekten izleyenleri bile korkutan bir komisere dönüşüyor. Neredeyse bütün ömrünü Jean Valjean'ın peşinde geçiren Javert'in sonu da pek iç açıcı değil. Vicdan azabına dayanamayan Javert bir köprünün üzerinden atlayarak intihar ediyor. Bunlara ek olarak şunu da ekleyelim ki Russel Crowe'un bu kadar etkileyici bir sesi olduğunu bilmiyorduk.


Filmdeki ana karakterlerin dışında, Helena Bonham Carter ve Sacha Baron Cohen bay ve bayan Thénardier (Cosette'in küçükken yanlarında yaşadığı hırsız hancılar) rolleriyle filmin en eğlenceli sahnelerini ortaya çıkarıyorlar.

LES MİSERABLES'IN PREMİERE GÖRÜNTÜLERİ



FİLMİN KAMERA ARKASI GÖRÜNTÜLERİ


Read More

Share Tweet Pin It +1

0 Comments

In alice in wonderland Anne Hataway devil wears prada dresses fashion golden globe hair les miserables movie oscar pixie cut the dark knight valentino

ANNE HATHAWAY'IN DEGISIMI


     İlk olarak 2001 yılında The Princess Diaries ile karşımıza çıkan Anne Hathaway,bu filmde 16.yaş hediyesi olarak gittiği Avrupa'da aslında bir kraliyet mensubu olduğunu öğrenip hayatı değişen kızı oynadı ve daha sonra devam filmi The Princess Diaries:Royal Engagement'ı çekmişti. Ama Hollywood'daki yerini asıl Devil Wears Prada filmiyle sağlamlaştırdı. Bu film aynı zamanda onun moda dünyasına da girişinin biletiydi. Film boyunca birçok modacıyla ama en önemlisi Valentino'yla çalaşın Anne,o dönemden sonrada İtalyan modacının gözdesi oldu ve birçok ödül töreni ve galada Anne'ın muhteşem görünümünün arkasındaki isim Valentino oldu. Rachel Getting Married filmiyleyse her şeyden önce oyunculuğuyla ön plana çıktı ve 2009 yılında hem Altın Küre Ödüllerinde hem Oscarlarda en iyi kadın oyuncu ödülüne aday gösterildi ve ödül töreni gecelerinde güzelliğiyle ve birbirinden güzel kıyafetleriyle göz kamaştırdı. Son dönemdeyse Christopher Nolan'ın önemli hitlerinden The Dark Knight serisinde kedi kadın olarak boy gösterdi. Ama şimdilerde Anne özellikle Les Miserables'daki Fantine rolüyle ve kestirdiği kısacık saçlarıyla gündemde. Sektöre adım attığından beri uzun saçlarıyla tanınan Anne Hathaway bu rölün ağırğının farkında olduğunu ve üstesinden gelmek için elinden gelen her şeyi yapacağını söyleyerek kendini iyice rolüne adamış ve sürpriz bir kararla saçlarını kısacık kestirmiş ve günde sadece 500 kalorilik bir diyet uygulamış (evet bunların hepsi rolünü daha inandırıcı kılmak için). Anne'ın 2012 yılında yaşadığı tek değişim saçları değildi. 2012 onun aşk hayatında da inanılmaz değişimlere yol açtı ve bu yılın Eylül ayında California sahilinde muhteşem bir düğün ve tabi ki de Valentino gelinliğiyle Adam Shulmanla dünya evine girdi.
   Kısa bir özetten sonra Anne'in nereden nereye geldiğini daha iyi gösteren bazı örnekler verelim dedik.



  Anne Hathaway'in aşk hayatından biraz daha bahsetmek gerekirse büyük bir dolandırıcılık skandalına karışan eski nişanlısını da unutmamak gerek. 2004 İtalyan emlak yatırımcısı Raffaello Follieri ile birlikte olmaya başlayan Anne'in ilişkisi 2008 yılına kadar sürdü. Raffaello Follieri'nin müşterilerine 250.000$lık karşılıksız çek vererek onları dolandırması sonucu tutuklanması ama bunların altından 50 Milyon dolarlık Vati-Con diye adlandırılan skandalın çıkması tabi ki de ayrılık sebepleri oldu.(Bu arada Follierininin 4 yıl hapis cezası aldığını da söyleyelim)

   
  Walt Disney'in filmleriyle (Acemi Prenses serisi) işe başlayan Anne kariyeri boyunca değişik projelerde yer almaktan korkmamış ve 2010'da fantastik macera filmi Alice in Wonderland'ın Tim Burton yorumunda Johnny Depp'le birlikte rol aldı. Platin sarısı upuzun saçları, simsiyah kaşları ve koyu kırmızı rujuyla White Queen rolünde görenleri hayrete düşürdü.



  People Magazine dergisinin "Çıkış yapan oyuncular" listesine girdi (2001).
  FHM'in "Dünyanın en seksi kadınları" listesinde 85. sırada yer aldı (2006).
  Tüm bunlara ek olarak şunu da söyleyelim ki Anne Hathaway New York Üniversitesinde okurken oyuncu olma hevesiyle okulu yarım bırakmış. İleride bu eğitimini tamamlamak da en çok istediği şeylerden biriymiş.




  2010'da James Franco ile birlikte (çok eleştirilse bile bunu da başardı.) Oscar Ödüllerini sundu.
  2010'daki tek sunuculuk performansını Oscarlarda değil aynı zamanda Oslo'daki Nobel Barış Ödüllerin'de de sergiledi.



  Family Guy'da yaptığı seslendirmeleri de es geçmeden söyleyelim.



Read More

Share Tweet Pin It +1

0 Comments